Hüseyin Gazi Metin Dede’me…
İnsan bazen yaşadığı bir kaybı sadece birkaç cümleyle açıklayamayacak kadar derin hisseder. Bu kayıp da benim için öyle oldu. Yıllardır görmesem de sesini duymasam da kalbimde derin bir yere sahip olan insanın ölüm haberini bir fotoğraf ve birkaç cümle ile paylaşamadım. Bu durum içimde bir boşluk oluşturdu. Bir şey yapmalıydım ama ne? Birkaç gün önce babam bizi ziyarete geldi ve eski fotoğrafları çıkardık. Fotoğraflara bakarken Metin dedemin de olduğu bir fotoğraf çıktı karşıma, sonra yıllar önce 15 yaşımda ondan emanet aldığım sazı hatırladım… Yazmazsam olmayacak diyerek onu ve hikayemizi yazmaya karar verdim.
Metin Dede Londra’ya ilk geldiğinde, bizler de henüz hayatın acılarını yeni yeni tatmaya başlayan, saf ve temiz gençlerdik. O ise dimdik yanımızda duran, bize güç veren bir rehberdi. Böyle insanlar kolay bulunmazdı. Dedim ya güçlüydü; bu gücü bilgisinden ve emeğinden alıyordu. Suskun değildi; her durumda söyleyecek bir sözü, verecek bir cevabı vardı ama kimseyi kırmaz, incitmezdi. Ona karşı cüretkâr davranan kişilere karşı bile alçakgönüllülükle yaklaşırdı. Engindi. Çünkü o bir yol insanıydı; yol insanları bu tür oyunlara gelmezdi.
O zamanlar Metin Dede’nin yıllarca bizimle kalacağını düşünmüştük. O, yolumuzu aydınlatan, içimizdeki karanlıkları silen bir ışık gibiydi. Gurbeti bile sıla etmişti. Onun varlığı, sadece bir insanın değil, bir dönemin simgesiydi. Aleviliği tanımayan, tanımak istemeyen gençleri dahi kazanmıştı, muhabbetiyle, bilgisiyle, devrimciliğiyle. Velakin bir gün anlamadığımız bir biçimde Türkiye’ye gönderildi ve bir daha dönmedi. İnsanların ne düşündüğünü ne yapmak istediğini anlamanın zorluğunu küçük yaşlarda öğrensem de bunu ömrümce göreceğimi hiç düşünmemiştim. Bu gidiş fikrimce topluma ve geleceğe büyük bir darbe oldu. Ondan sonra olması gerekenler olmadı, olabilmek için çabalar gösterildi ama olamadı.
O yıllara dönüp baktığımda o bizimle sadece semah dönmedi, sadece türküler söylemedi, herkes gençleri eleştirmek için sıraya dizilmişken gençlerin ışığının büyük bir güç olduğunu savundu inatla. Bizlerle konuştu. Anlamaya çalıştı. Çözüm odaklıydı. Yıkıcı değil yapıcıydı. Bir sorun varsa düzeltmek için öyle çabalardı ki onun gücü ve direnci karşısında hayranlıkla dinleyip, izlerdik onu. Bizim evde birlikte çok kaldık. Bir sofrayı bölüştük. Muhabbetler ettik. Her günümüz onun varlığıyla güzelleşmişti. Bilgisi tartışılmazdı lakin hüznü ve kederi de başkaydı. İşçiydi. Emekçiydi. Devrimciydi.
Sivas olaylarında kayıplar yaşamıştı, yeğenlerini kaybetmişti. Çoğu sohbetimizde, onları anmadan geçemezdi; her zaman o acıyı, o kaybı yüreğinde taşırdı. Bu yüzdendir belki türküler-deyişler söylediğinde insan kalbini hissediyor, gözlerindeki yaşları tutamıyordu. Her bir sözü, acılarla yoğrulmuş bir toplumun bütün ıstıraplarını içinde taşıyan bir yankı gibiydi. Metin Dede, bu acıların, yaşanmışlıkların ve toplumsal yaraların sesiydi. Bu duruşu bir tek toplumsal yaralarda görmüyorduk, karşısında biraz hüzünlenseniz, üzülseniz görmezden gelmez ve kalabalıkların içinde yanınıza gelip ilgilenen ender insanlardandı.
Metin Dede’nin bir sazı vardı, ben de o yıllarda saz çalıp türkü söylüyordum. Henüz çok küçüktüm ama konserlerde sahne almaya başlamıştım. Dedem dağ gibi arkamdaydı. Sahnede bana çiçekler getirdiği günleri ömrümce unutamam. Sonra bir gün, Metin dedenin çaldığı saz benim oldu; o, bana verilebilecek en güzel armağandı. Bugün hala o saz benimle ve ömrümün sonuna kadar beni yalnız bırakmayacak en değerli varlıklarımdan biri.
Hiç unutmuyorum, bir gün çok kötü hissediyordum, dedem bizde kalıyordu, kızım yavrum ne derdin var gel konuşalım dedi, sadece ona sarıldım ve ağladım, ağladım, ağladım. O da ısrar etmedi, beni sarıp sarmaladı ve göz yaşımı paylaştı. Böyle bir insan bir genç kızın usundan silinebilir mi? Her ne kadar araya yıllar, yollar ve mesafeler girse de kalpte iz bırakanlar ölmüyor, sizinle ebediyete kadar kalıyor, Metin Dedem de benim için öyle, ölümün usumdan silemeyeceği insanlardan.
Metin Dede’nin ölümü bir kayıp değil, öğretileri, bilgisi ve sevgisi, içimde sürekli yaşayacak bir ışık gibi. Belki de o, bana sadece hayatı değil, kayıpların da hayatın bir parçası olduğunu öğretti ölümüyle çünkü onun ölüm haberinden sonra yıllar öncesine gittim, oradaki beni ve bende bıraktıklarını gördüm. Meğer insan ne çok etkilenir ve taşırmış bazı insanları ömründe, bir kez daha anladım.
Sözün kısası onun hakkında anlatacak çok şey var ama günümüz dünyasında okumaya zaman yok. Ben de aklımda kalan onlarca anıdan bazılarını ve bende bıraktığı izleri anlatmaya çalıştım.
Metin Dedem, devrin daim olsun, ışığın hiç sönmesin. İyi ki hayatıma dokundun, iyi ki o yıllarda bana güç ve direnişi, iyilik ve güzellikleri öğrettin. Eyvallah dedem!

