İnsan dünyaya sadece yemek, içmek ve temel günlük ihtiyaçlarını karşılamak için gelmiyor. Tüm canlılardan farklı bir beyne sahip olan insanın özellikleri de birçok canlı türünden hayli fazla. Sadece 1.5kg ağırlığında olan beynimizde 85 milyar sinir hücresi barınıyor ve bu hücreler trilyonlara ulaşan sinir bağları ile sürekli iletişim halinde yaşıyor. Böylesi bir beyin gücüne ve ayrıcalığa sahip bir canlı türünün temel ihtiyaçlarını karşılamanın dışında önemsemesi gereken ahlaki ve etik mevzular olmalı. Bireysel veya toplumsal olarak haksızlıklara, yanlışlara ve adaletsizliklere karşı durmak gibi büyük sorumluluklarımız var. Her şey inanmak ve hareket etmekle başlıyor. Lakin, hareket eden insan sayısı az, duyarsız insan sayısı çok fazla. Üstelik öyle bir zamandan geçiyoruz ki hareket edenleri de adeta durdurmak için her türlü çaba sarfediliyor.

Son yıllarda gitgide büyüyen, et tüketimini sorgulatan ve hayvan haklarını koruyan akımlar oluştu. Mezbahalardan çiftliklere soframıza konulmak için hayvanlara yapılan zulümü artık hepimiz görüyor ve biliyoruz. Bu köklü sorunu araştırdıkça ne kadar vahşet içerdiğini, önceleri; kedi, köpek, kuzu, dana, eşek, at, balık, deniz ürünleri diye üzülürken insanların her türlü hayvanı avladığını ve yediğini öğrendim. Dünyanın farklı ülkelerinde yenilen hayvan çeşitlerini, masaya sunma şekillerini bilmiyorsanız öğrendiğinizde yüksek ihtimalle kusma ve tiksinme hissiyatı yaşayacaksınızdır. “Bu kadar da olmaz!” diyeceksinizdir. Lakin oluyor… İnsan, şaşırtmaya her daim devam ediyor. Bu vahşeti yaşayan, türlerinin nesli tükenmeye başlayan canlılardan biri de balinalar. Bu yazıda hem balinaların güzelliğine, hem de yaşadıkları tehlikelere vurgu yapmak istiyorum. Balinalar da nereden çıktı diyeceksiniz? Öğrendim ki balinaları da vuruyorlar, sonra yiyorlar!

Okyanuslar gezegenimizin yüzde 70’ini kaplıyor, 409,543 bilinen ve bilinmeyen 2 milyon canlı türünün yaşadığı söyleniyor. Dalgaların altında müthiş bir hayat insanın tahmin edemeyeceği boyutlarda akıyor. Balinalar ilk olarak yıllar evvel izlediğim bir belgeselde dikkatimi çekmişti. Onların sosyal-kültürel yaşama biçimi, kuvvetli aile bağları, gençlerini yaşama hazırlamaları gibi birçok özelliklerine hayran kalmıştım. Yapılan araştırmalar balinaların öğrenme, avlanma ve sosyalleşme yönüyle insanlarla daha fazla ortak noktaya sahip olabileceklerini gösteriyor. Biliyor musunuz? Bu kocaman cüsseli zarif ve güzel canlı türü şarkı da söylüyor. Bilim insanları yıllardır balinaların şarkısının anlamını araştırıyor. Varılan sonuç ise balinalar tıpkı insanlarda olduğu gibi melodi ile uyum buluyor, birbiriyle anlaşıyor. Müziğin insanda yarattığı pozitif etki balinalarda da bu şekliyle öne çıkıyor.

Balinalar, karşı karşıya geldiği birçok insanı haddinden fazla etkilemeyi başarmış, bu canlı türü; birbirini besler, güçlü bağlar kurar, oynar, şarkı söyler ve müşterek çalışma içinde bulunur. Hatta, yas tutarlar. 2018 yazında, Washington Eyaleti kıyılarında yaşayan nesli tükenmekte olan orka topluluğunun bir üyesi olan Talhlequah’ın (J35) ölü yavrusunu iki hafta boyunca 1000 mil sürüklediği gözlendi. Ne yazık ki, kendi doğasında hiçbir zararı olmadan yaşayan balinalar, yine insanın yarattığı çöpten ve tüketimden dolayı tehdit altında ve nesli tükenmekle karşı karşıya.

Av ve avcılık!

İnsanlar tarihleri boyu doğa içinde kendini var edebilmek için avcılık yapmışlar. Ancak böyle bugüne gelmiş ve kendi varlığını sürdürmüşler. Lakin, o yıllarda karınlarını doyurmak için günlük ihtiyaçları kadar avlamış ve doğayla insan arasında dengeli bir paylaşım varmış. Zamanla, tüketimin çoğaldığı yerlerde et ve et ürünlerini yeme sınırı olmayan insanlar avı spora dönüştürerek, ihtiyaç olmasa da zevk için öldürmeyi tercih etmeye başlamışlar. Tam da burada bir kez daha “Av ve avcılık spor değildir” diye hatırlatmalı, insanların bu tür “spor” yada “eğlence” adı altında yaptıkları eylemin yok etmeye dönüştüğünü fark etmeleri ve çok geç olmadan durdurmalarının önemli olduğunu belirtmeli. Hiçbir canlı insanın kurbanı ya da kölesi değil. Bu vahşeti durdurmak için mücadele edilse de mevcut yasalar dahil yeterince hayvanların hakları korunmuyor. Diyeceksiniz ki; “önce insan hakları!” Nitekim, günümüzde her şeyi birbirinden ayırıp duruyoruz, her günü bir çeşit “hak” günü ilan ediyoruz. Hayır! İnsanın insana ettiği zulümden çıkıp biraz doğaya bakarsanız, felaketin ne denli büyük olduğunu göreceksiniz. Bu yüzden, birçok canlı türünün nesli tükenmekle karşı karşıya. Onlar tükendikçe insan da tükenecek! Yani, yine varıyoruz aynı noktaya “kurtuluş yok tek başına!”

Dünyanın büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşamlarını sürdürürken, kimi insanların; eğlenmek için avcılık yaptığı, başka canlıları yok yere öldürdüğü, çevreye ve doğaya zarar verdiği hareketlerin elbette elle tutulur hiçbir iyi yanı yok. Bu sözde eğlenmek ve farklı hazlar için yapılan eylemlerin içinde yunuslar ve balinalar da yerini alıyor. İnsana cüsse olarak hiç benzemeyen fakat bir o kadar da ortak yön taşıyan balinalar okyanusun ve dünyanın en büyük canlı türü. 150 tonun üzerinde ağırlığı olan balinaların okyanusta avlanıp küçücük alanlara sıkıştırılması akıl mantık işi değil; aileler ve çocukların başka yapacak hiçbir aktivitesi kalmamış gibi, balina ve yunusları esir tutmak, kendi doğasından alıp insana “şov” anlamında sunmak ancak kapitalizmin yarattığı vahşetlerden biri olabilir. Geçmiş zamanlarda eğitim aşamasında eğitmenini yaralayan balinalar “katil” olarak adlandırıldı, oysa sorulması gereken soru; “o balinaların koca okyanus dururken orada ne işi vardı?”

İnsanların tarih öncesi çağdan beri balina avcılığı yaptığına inanılmaktadır. 1986 yılında Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu (IWC) ticari balina avcılığını yasakladı. Bununla birlikte, o zamandan beri bazı ülkelerin bu barbar geleneği sürdürmesine izin veren yasadaki boşluklar nedeniyle 50,000 balina öldürüldü. Balina avcılığı yapan ülkelerin başında Norveç, İzlanda, Faroes ve Japonya yerini alıyor. Tahmini rakamlar bu yıl 2,000 civarı balinanın öldürüleceğini söylüyor. Norveç’te balinaları avlıyorlar. Minke balinalarının bugüne dek hiçbir insana zarar vermediği için avı daha yaygın. Görüyoruz ki, avcıların da söylediği gibi “insana zarar vermeyen” bu canlı türünü insan, yemek için avlıyor ve katlediyor. Kimileri bunun adına “gelenek” diyor. Yıllardır adetlerinde varmış! Üstelik, anında beyin ölümünün gerçekleştiği, acı çekmediği gibi safsatalarla duyarlı insanları kandırdıklarını sanıyorlar. Oysa, belgeseller gösteriyor ki vurulunca onlar da can çekişiyor, acı çekiyor.

Ekolojik dengeyi sağlamak için yalnızca karada yaşayan canlı türleri ve yok edilen doğa ehemmiyet taşımıyor. Geçtiğimiz yüzyılda, büyük balina türlerinin çoğu endüstriyel balina avcılığı tarafından nesli tükenme eşiğine geldi. Balina avcılığı endüstrisi 17. yüzyıldan çok önce vardı, ancak teknolojideki ilerlemeler ve 17. yüzyıl boyunca ve sonrasında küreselleşen ticari balina avcılığındaki artış, nesli tükenmekte olan balinaların mevcut durumuna yönelik önemli bir rol oynadı. Balinalar sadece gıda tüketimi için kullanılmadı; trenlerden arabalara, lambalardan sabunlara kadar her şeyde balina yağı kullanıldı. Her ne kadar 1900’lerin ortalarında balina avcılığına sıkı düzenlemeler getirilip, ticari balina avcılığının yasaklanması gerçekleşse de birçok balina türüne büyük zarar verildi. Ekolojik savaşta hangi türlerin hayatta kalacağı belli olmasa da farkındalık yaratmak ve okyanusun büyük bir parçası olan bu muhteşem canlı türüne zarar vermemek, onları korumak hepimizin görevi. Nitekim hayvanlar kendi doğalarında yüzyıllar boyu müsade ettiğimiz sürece yaşamış ve yaşayacaktır, onların seçim hakkı yok ama bizim var.

Not: Balinaları ve haklarını koruyan vakıflar var, onlara bağış yapabilir ve aylık aidat ödeyerek destek olabilirsiniz. Hatta bir balina sahiplenerek sevdiklerinizi sevindirebilirsiniz. Tek yapmanız gereken aşağıdaki linke tıklamak ve oradan devam etmek.

Bir cevap yazın