Çocuklar bir süredir yetişkinlere önemli bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bunun için eylem yapıyorlar, sosyal medya üzerinden yazıyorlar, okula gitmiyorlar; yaptıkları çağrı: “Olmayan bir gelecek için neden hazırlanalım?”

Çocuklar haklı. Her yanından çökmüş ve artık nefes aldırmayan sistemlerin içinde, günbegün siyasetle uğraşırken asıl yaklaşan tehlikeyi görmezden geliyoruz. İşimize böyle geliyor. Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek zor lakin, “Doğurmaktan ziyade yaşatmak önemli” diyerek değişime başlamalı, çocuklara yaşayabilecekleri bir dünya bırakmalı.

Dünya ısınıyor ve iklimler değişiyor. Aslında bu sözler uzun zamandır kimi kurum ve insanların dilinde. Uzmanlar iklim değişikliği ile ilgili araştırmalara başladıklarından bu yana tehlikenin tahmin edilemeyecek ölçüde yükseldiğini açıklıyor.

Peki, biz ne yapıyoruz? Bu büyük sorunun ne kadar farkındayız? Günlük bireysel hayatımızdan toplumsal hayatımıza kadar bu soruna çözüm getirmek için uğraşıyor muyuz?

Muhtemelen bu büyük tehlikeden etkilenen ve artık yok olmaya başlayan yerlerden bile bihaberiz. Bu bilinç toplum içerisinde henüz edinilemedi. Öyle ki küçük hareketlerde bulunulsa da büyük eylemlere henüz geçmediğimiz acı bir gerçek.

Mayıs ayında, büyük bir gençlik hareketi önderliğinde 130 ülkede protestolar oldu. Bu protestolar geçen sene Greta Thunberg’in okula gitmeyip İsveç parlamentosu önünde, sera gazı salınımlarını azaltmak için daha sert yaptırımlar talep etmesiyle başladı. Thurnberg şöyle diyordu:

“Politikacılar yıllardır iklim değişikliğini biliyorlar. Bizlerin geleceği için duymaları gereken sorumluluğu, hızlı para arayışı olan vurguncuların eline isteyerek geleceğimizi yok etme pahasına teslim ettiler.”

Tüm bunların sebebi insanlar ve sınırsız tüketim. Sabahtan akşama kadar kullandığımız telefonlardan ışığa kadar fosil yakıt tüketiyoruz, bu yakıtların yarattığı karbondioksit atmosferde yorgan misali toplanıyor ve dünyayı hızlıca ısıtıyor. Deniz seviyesi yükseliyor ve okyanus ısınıyor. Kuraklık; bitkileri, vahşi yaşamı ve tatlı su kaynaklarını tehdit ediyor. Bilim insanları, iklim değişikliği ve beraberinde getirdiği büyük sorunları artık görmezden gelemiyor. Böyle giderse, yakın zamanda dünya büyük felaketler yaşayacak ki bu felaketler dünyanın çeşitli bölgelerinde hali hazırda yaşanan büyük fırtına, sel ve ısı dalgalarıyla kendini göstermeye başladı.

Sir David Attenborough’ın BBC’de yayınlanan Climate Change–The Facts belgeseli büyük yankı yarattı. Lakin, ertesi gün büyük çoğunluk hayatlarında hiçbir değişiklik yapmadan yaşamaya devam etti. En büyük sorun da bu, hiçbir şeyden vazgeçmeden dönüşüm olsun istiyoruz, yapılması gereken ise küçük hareketlerle başlayıp bu köklü sorunu büyük eylemlere dönüştürmek. Aksi takdirde, dünyanın sonunu kendi ellerimizle hazırlıyoruz…

Devam edelim, belgeselde; kömür, gaz ve yağ yakıldığında –ki bunları evimizde ve her yerde enerji kullanımında tüketiyoruz- karbondioksit açığa çıktığını ve özellikle kömür yakıt kullanımından evvel, havaküredeki karbon dioksitin milyonda 280 parça olduğu, şimdilerde ise milyonda 400 parçaya çıktığı gerçeği açıklanıyor. Bu artış korkunç bir rakam. Bu şekilde yaşamaya devam edersek gelecek nesillere yaşanabilecek bir dünya bırakmayacağımız kesin.

Yok etmenin dönüşümü yok. İklim değişikliğinin yarattığı tehlikeden kaynaklı, insanlar ve vahşi hayvanlar hayatta kalmak için yeni zorluklarla karşı karşıya. Bilim insanları iklim değişikliğinin başka canlı türlerinin yüzde 8 oranında yok olması tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuzu söylüyor. Dünya ısındıkça; sıcak hava dalgaları, çölleşme ve kuraklık olacak. Bu ısınma dünyayı paylaştığımız diğer canlı türlerini yok etmeye başladı. Örneğin, 2018’de Avustralya’da yaşanan hava sıcaklığı 11 bin uçan tilkiyi ölümüne yol açtı, yetkililer sadece 350’sini kurtarabildi. Bu tür neredeyse yok olacaktı, ki bir kaç sıcak hava dalgası daha olursa yok olacaktır. Hayatın hemen her alanında kullandığımız enerji kaynak “ihtiyaçları” dünyayı ısıttıkça başka canlılar yok oluyor ve olacak; diğer tür canlılar yok oldukça denge bozulacak ve sonunda büyük felaketler insanları da vuracak.

Buzullar eriyor. Grönland ve Antarktika buz tabakaları kütle olarak azaldı. Buzullar; Alpler, Himalayalar, And Dağları, Rockies, Alaska ve Afrika dahil dünyanın hemen her yerinde geri çekiliyor. Küresel deniz seviyesi, geçen yüzyılda yaklaşık 8 inç yükseldi. Arktik deniz buzunun hem kapsamı hem de kalınlığı son on yılda hızla azaldı. Sanayi Devrimi’nin başlangıcından bu yana, yüzey okyanus sularının asitliği yaklaşık yüzde 30 arttı. Bu artış da insanların atmosfere daha fazla karbondioksit yaymasından kaynaklı. Okyanusların üst tabakası tarafından emilen karbondioksit miktarı, yılda yaklaşık 2 milyar ton artıyor.

Açlar ordusu…
Afrika en çok etkilenecek bölgelerden biri. Küresel ısınma Afrika’da büyük kuraklık yaratacak ve büyük sel felaketleri artacak. Yaşam yok olacak. Bu tahrip sel ve fırtına, aynı zamanda çiftçiliğin zarar görmesi demek. Araştırmalar sağanak yağmurların bugünün oranıyla yüzde yedi-sekiz artacağını söylüyor. 2018’de Kenya Tana nehri bölgesinde yaşanan sel 60 bin insanın evinden taşınmasına sebep olmuştu.

BM Tarım ve Gıda Örgütünün yayınladığı bilgiye göre 815 milyon insan açlık sınırında yaşıyor. İnsan ırkının 2050 yılına kadar on milyara yükseleceği tahmin ediliyor, iki milyarı doyurabilmek için dünyadaki gıda üretiminin yüzde 50 artması şart. Ama nasıl? Yoksulluğun ve açlığın artarak dünyayı sardığı, bilinçsiz tüketimin hızla çoğaldığı bu zamanda bu üretimin mümkün olmayacağı besbelli ortada duruyor. Her yıl ortalama üç milyon çocuk beslenemediği için açlıktan ölüyor. Açlıktan ölen ve etkilenen ülkelerin başında Haiti, Zambiya, Yemen, Etiyopya, Çad Cumhuriyeti, Sudan geliyor.

Bilim insanları, altıncı kitlesel yok oluşun yolda olduğunu ve harekete geçecek bir yılımız olduğunu söylüyor. Ayrıca BM, feci iklim değişikliğinden kaçınmak için sadece 12 yılımız kaldığı konusunda da uyardı. Bu sayılar bazı haber kaynaklarında farklı olsa da netice olarak hepsi aynı yere çıkıyor: Tehlike artık kapıda.

Dünya dört buçuk milyar yıllık tarihinde beş büyük yok oluş yaşadı ve birçok canlı türü tükendi. Bu durumun bir daha yaşanmaması için birlikte çalışmalıyız ve eko-toplulukları inşa etmeliyiz. Bu, yeni eko-toplulukları insanlık ve medeniyet için ikinci bir plan oluşturarak, sürdürülebilen yeni bir yaşam tarzı ve geçim kaynaklarını belirleyecek. Alıştığımız yaşam tarzlarından vazgeçmek zor ama daha büyük felaketleri yaşamamak ve yaşatmamak adına hep birlikte değişmek zorundayız. Kurtuluş yok tek başına! Ya hep beraber! Ya hiçbirimiz!

Bir cevap yazın