Kayseri’ye bir defa yolum düşmüştü. Bir daha hiç gitmedim. Öyle bir sebebim vardı ki gitmezsem olmazdı; orada hiç görmediğim anneannem yaşıyordu ve artık iyice yaşlanıyordu. Neden şimdiye kadar göremediğimi sormayın. Bazen hayat sizden güçlüdür, başınıza öyle şeyler gelir ki bir anda bütün hayatınız değişir. Ne anlar, ne de anlatabilirsiniz. Sadece devam edersiniz, çünkü bir nefestir yaşamak ve yaşadıkça direnirsiniz.

İş güç bitti. İstanbul aktarmalı Kayseri yolculuğum için Stanstead Havaalanı’na koştum. Uykusuz, yorgun ve heyecanlıydım. Atatürk Havaalanı’nda Kayseri uçağını beklerken kuzenim Serdar’la konuştum. “Nasıl hissediyorsun?” dedi. “Çok heyecanlı ve duygusalım. Sevinçle hüzün, karışık bir hal” dedim. “Eee, Hanze’yle tanışmaya gidiyorsun, döllerini dünyaya salan kadın” dedi.

Uçak indi. Karşılamaya amcam, dayım ve anne yarım (teyzem) gelmişlerdi. Teyzem heyecanımı biraz hafifletti. Yine de karmakarışık hissediyordum. Eve gittik. İnsan tanımadığı, görmediği birini ömrünce özlemiş gibi nasıl hissedebilir? Böyle garip bir duygu haline büründüm. Koştum. Sarıldım. Öptüm. Kokladım. Ağladım, ağladım, ağladım… Koca bir çocuk oldum koca çınarımın yanında.

Çok yaşlanmıştı; tam hatırlayamıyor, bazen de tanıyamıyordu. Annem ve teyzemler benden önce gitmişlerdi yanına, annemi tanımamış. Her ne kadar annem espri yaparak bu durumu anlatsa da, içten içe onu ne kadar etkilediğini görebiliyordum. Ben anneme, annem de anneanneme çok benzediği için ben gidince annemin gençliğine benzettiğinden olsa gerek, öyle tanıdı. Ardından, hep birlikte sular seller… Koca bir gün geçirdim koca çınarımın yanında. Kalabilmeyi çok istedim ama olmadı. Hayat sadece bir günü ömrümüze armağan etti. Birbirimizi severken video kaydımızı aldım. O günden beri haftada en az birkaç defa o videoyu izleyip güç buluyorum.

Belki sen yoktun ama hep vardın. Bazen, sözlerini anlamadığım ağıt gibi türküleri söylerken duyardım annemi, yanına gidip: “neden ağlıyorsun?” diye sorardım. “Annemi özledim” derdi. Susardım…

Hiç unutmuyorum. Semah döndüğüm yıllar. Başıma beyaz tülbent üzerine kırmızı bant bağlamışım. Annemin yanına gittim. Beni görünce ağlamaya başladı: “anne, neden ağlıyorsun?” dedim şaşırarak. “Aynı annemin gençliğine benzemişsin” dedi. Gözlerim nemlendi. Sustuk….

İyi ki geldim!

İyi ki gördüm!

İyi ki, o hep merak ettiğim ama hikayesini tam olarak öğrenemediğim o kadını, anneannemi gördüm.

Geri dönerken havaalanında yalnız kaldığımda gözyaşlarıma hakim olamadım. Kendimi sıkıyorum ama ne fayda! Ne ağlıyorsun? Bu kadar ağlayacak ne var diyorum ama kar etmiyor. Yaşlar durmuyor. Tarif edemeyeceğim garip bir hal aldı beni yine. Dayanamadım. Telefonumun not bölümüne bir şeyler yazdım. Öyle biraz hafifledi içimdeki keder bulutu.

Bu yazıyı o günkü yazdıklarımla sonlandıracağım.

Yattığın yer incitmesin anneannem.

Devrin daim olsun.

………………

Sağanak yağmur gibi ağdı ömrümüz

Neresinden tutsak biraz acı

Biraz keder doldu günümüz.

Yıllar geçti.

Öyle bir eksiklik vardı ki

Çoğu zaman “ah” çekiyor da

Konuşamıyorduk.

Savruluyorduk, bir yerden diğerine.

Bir gün çıktım geldim.

O gün, güldüm

Sevildim.

Bir güne sığar mı

38 yıllık bir hasret?

Bir günle biter mi bu özlem?

Kalbimde bir sızı.

İçimde benzeri olmayan

Sisli, hisli bir keder.

Koca bir gün geçti,

Zaman geldi,

Gitme zamanı.

Kalabilsem yanında

Biraz daha öpsem

Koklasam

Sarılsam, sarılsam.

Hissetsem bir ömür varlığını

Güç alsam ellerinden

Gözlerine baksam

Sarılsam sarılsam.

Sımsıcak gülüşünle ısınsam

Ben de sana yaşadıklarımı anlatsam.

11.01.2019

Bir cevap yazın