Pek tanınmayan bir ‘Marx’ daha

Kadın sorunu gitgide büyüyen, örümcek ağı gibi bütün dünyayı saran, içine daldıkça daha da çok acıtan bir yara olarak her gün karşımıza çıkıyor. Büyük şehirlerde örgütsel çalışmalarını güçlendiren kadınlar yine de baştan ayağa çürük bir sistemin içinde en çok ezilenler olarak yerini ilk sıralarda alıyor. Avrupa’dan Ortadoğu’ya uzanan bu yola baktığımızda karşımıza töre cinayetleri, kadın sünnetleri, zorla evlendirilme, cinsel istismar, tecavüz, şiddet… saymakla bitmeyen sorunlar çıkıyor… Bu yazıda kadın ezilmişliğinden ziyade, bu zulme başkaldıran ve kadın sorununu sosyalizmin içinde bir bütün olarak gören bir kadını anlatmaya çalışacağım. Dünya sosyalizm tarihine adını büyük bir harekete yazdıran, milyonları enternasyonal devrim ve sosyalizm düşüncesiyle etkileyen bir adamın kızı olan bu kadın, babasının bir dönem en yakın yardımcısı olsa da, artık adından pek söz edilmiyor: Karl Marx’ın dördüncü çocuğu olan Eleanor Marx…

Eleanor, küçük yaşta ezilenlere ve sınıf ayrımına duyarlılığını belli etmişti. Yaşıtlarına göre daha kavrayışlı bir çocuktu. Karl ve Jenny Marx’ın altı çocuğundan biriydi ve küçük yaştan itibaren ona herkes Tussy diyordu. Babasının gözdesi ve onun fikirlerini yaşatmaya kendini adayacak olan Tussy babasıyla satranç oynar ve hikayeler okumasını çok severdi. Babası gibi enternasyonal işçi sınıfı hareketinde aktif bir militan olarak bütün ömrünü sürdürmeye başlamadan önce, 16 yaşında, Karl Marx’ın sekreterliğini yapmaya başladı ve sosyalizm üzerine enternasyonal konferanslara eşlik etti. John Simkin (yazar), Tussy ile ilgili yazdığı bir yazısında henüz 3 yaşındayken Shakespeare’den kesitler ezberlediğini belirtiyor. Karl Marx kızıyla İngilizcenin dışında Almanca ve Fransızca da konuşabiliyordu.

1884’te Sosyalist Birlik’in kurucularından biri oldu. Meslekleri ve eğitimleri olmayan insanlar için sendikalar kurarak desteğini sundu. Yetişkin genç kız olduktan sonra babasının kızı olmaktan çıkıp onun yolunda yürüyen işçi sınıfı hareketin bir parçası haline geldi.

1876’da kadına eşitlik kampanyasında aktif görev aldı ve London School Board’da koltuğa oturdu. 1885’de Paris Enternasyonal Sosyalist Kongresi’ni örgütledi ve bir sene sonra Amerika’yı turlayarak Almanya Sosyal Demokrat Partisi için para topladı. Bağımsızlığını 18 yaşında eline almak isteyen Tussy Brighton’da arkadaşlarının yanına taşındı ve orada özel ders vererek geçimini sağladı.

Tussy’nin yer aldığı en önemli eylemler ‘Black Monday’ (Siyah Pazartesi) ve ‘Match-girls Strike’ (Kibrit-kızları grevi) idi. ‘London matchgirls strike 1888’ (Londra kibrit-kızları grevi), Londra, Bow’da bulunan Byrant and May fabrikasında çalışanlar tarafından başlatılmıştı. Kibrit fabrikasındaki kötü çalışma koşulları, düşük ücretler ve beyaz fosforla çalışmanın yarattığı sağlık sorunlarına karşı başlatılan grev bir işçinin işten çıkarılmasıyla tetiklenmişti. Grevin ilk günü 1,400 kişi çalışmayı reddetti, yönetim işten çıkarılan işçiyi hemen yeniden işe alsa da artık kadın işçiler düşük ücretle çalışmayı kabul etmeyeceklerdi. Patronlarla anlaşmaya varamayan işçiler birkaç gün sonra fabrikayı tamamen durdurdu. Daha sonra Annie Besant’la (İngiliz sosyalist, kadın hakları eylemcisi) görüştüler, greve yardım kampanyası başlatıldı, bazı gazeteler bağış topladı. Milletvekilleriyle görüşmeler yapıldı ve haksız yere yapılan kesintilerin geri alınması ve yemekleri fosforun olmadığı ayrı bir odada yeme anlaşmalarına varılarak greve son verildi.

‘London Matchgirls’ grevinden sonra 1889’da London Dock Strike (Londra Liman grevi) başladı ve Eleanor sürece yine aktif olarak katıldı. Grev, iş anlaşmazlığı neticesinde başladı ve 100 bin grev ile zafere gidildi. Bu grev, bugün hâlâ Britanya işçi hareketi adına dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Victoria dönemi İngiltere’sinde yaşanılan yoksulluğa en çok dikkat çeken ve halkın liman işçilerine sempatisini, desteğini kazandıran, bu grevdi. O yıllarda saat ücreti 6 pence olan liman işçilerinin grev sebebi düşük ücretli maaşlardı. Grevin başlangıcı da ‘artı’ ücret tartışmalarından sonra doğdu. 1889 liman işçileri grevi binlerce örgütsüz ve vasıfsız işçiyi bir araya getirerek sendika hareketini güçlendirdi. Aynı sene Eleanor, Engels’le Paris’e gitti ve İkinci Enternasyonal’i birlikte kurdu. Engels son yıllarında Eleanor’un hem öğretmeni hem de hayatı ve işleri paylaştığı en yakın kişiydi. Nitekim, Karl Marx da vefat etmeden önce en önemli yapıtı Kapital’in tamamlanmamış el yazılarını ve İngilizce versiyonunu bakması için Tussy’e emanet etti.

Tussy, 1881’de annesini, 1883’te ablası Jenny’i ve birkaç ay sonra da babasını kaybetti. Peş peşe yaşadığı bu yakın ölümler karşısında iştahsızlık hastalığına yakalanıp aşırı kilo kaybetti ve yaşadığı acılardan sonra Shakespeare’e olan tiyatro aşkı vesilesiyle Edward Aveling’le tanıştı. 1883’te Edward’la tanıştıktan sonra ‘nikahsız umumi hukuk’ adı altında ömrünün sonuna kadar birlikte yaşadı. İkisinin yer aldığı sosyalist toplantılarda konuşmaları ikisi yapsa da perde arkasındaki esas kişi Eleanor idi. Eleanor ve Edward, Henry Hyndman’ın liderliğinde olan ‘Democratic Federation’a (Demoktratik Federasyon) üye oldular. Demokratik Federasyon daha sonra adını ‘Social Democratic Federation’ (Sosyal Demokratik Federasyonu) çevirdi ve 1884’te şahsi sebepler ve enternasyonalizm mevzularından dolayı dağıldı. Eleanor, Aveling ve William Morris’in kurduğu Sosyalist Birlik’in çıkarttığı aylık dergi Commonwealth’e bir kaç yazı yazdı ve kadın sorununu gündeme taşıdı.

1886’da kadın sorunu üzerine Aveling’le birlikte yazdığı Alman Sosyalisti August Bebel’in Kadın – Geçmiş, Şimdiki Zaman ve Gelecek kitabı eleştirisinde özetle temel sorunu ekonomiye bağlıyor ve bütünüyle toplumsal değişimi savunduğunu vurguluyordu. Ayrıca, kadınların avukatlığına soyunan çoğunluğun toplumun evrimine ilgisiz kaldığını, sorunun daha çok üst sınıf kadınları ele alarak değerlendirildiğini ve kendi fikrinin bütün kadınları ayırt etmeksizin destekleyeceğini belirtiyordu. Bunu belirtirken, her ne kadar bulaşıcı hastalık (ki bu o yıllarda cinsel soruna bağlı olarak çıkıyordu), mülk edinme, oy kullanma gibi konular tartışılsa da, kadının işçi sınıfı gibi ezildiğini, en acımasız aşağılanmaları yaşadığını ve bunun  tek çaresinin büyük toplumsal bir değişimle gelebileceğini altını çizerek vurguluyordu.

1891’de ‘Fabrika Cehennemi’ başlıklı Aveling’le birlikte yazdıkları bir kitapçık yayımladılar. Yazının başlangıcında işçi hakları lehine yapılan kanunlara ve raporlara dikkat çekerken, hangi kanun ya da rapor yapılırsa yapılsın her zaman aynı üzücü ve acı hikayeyle karşı karşıya kalındığını vurguladılar. Kanunların ihlali, işçilerin sağlıksız fabrikalarda çalıştığı, bulaşıcı hastalıklara yakalandığı, patronların bir türlü doymayan açlığı örneklerinden bahsederken, durumda 50 sene önceyle hiç bir fark olmadığına dikkat çekiyorlardı. Sanitasyon kanununa bir hayli önem veren Eleanor, 724 denetlemede müfettişlerin yetkisi olmadığını ve toplam 1,111 atölye çalışmasında 907 hijyenik gelişim gereksindiğini belirtiyordu. Yaygın örneklerden biri, bütün işyerlerinde içme suyu musluklarının tuvalette olmasıydı.

Tussy, her ne kadar işçi hareketi ve sosyalizm adına yürüttüğü mücadelelerde başarılı olsa da, özel hayatında aynı güçlü duruşu ne yazık ki gösteremedi. 1889’da geçirdiği depresyondan dolayı 43 yaşında intihar ederek öldü.

Bir cevap yazın